Gölhisar’da Özlediğim Türde Bir Seminer Günü

Linux Kullanıcıları Derneği‘nin Türkiye’nin dört bir yanında düzenlediği seminerlerde konuşmak beni gerçekten mutlu ediyor.

Türkiye’nin birçok yerini görüyorum, yerel kültürlerini (zaman elverdiğince) tanıyorum, birçok insanla tanışıyorum, onlarla bilgi ve deneyimlerimi paylaşırken her zaman ama her zaman ben de onların sordukları ve paylaştıkları ile kendimi geliştiriyorum.

Ankara-İstanbul-İzmir’de konuşma yapmaktan o kadar keyif almıyorum açıkçası. İnsanların çoğunda, ellerinin altında yeterince olanak olmasından kaynaklı bir doymuşluk ve istek körelmesi oluyor. 20-30 dakika uzaklıktaki yere gitmeye üşenip, “nasıl olsa tekrar anlatılır” diye düşünebiliyorlar.

İşte bunlardan dolayı, daha önce hiç gitmediğim Gölhisar‘dan Ekim sonu için seminer isteği geldiğinde üzerine balinalama atladım.

Aslında Gölhisar’dan ilk olarak Nisan ayında, İnternet Haftası sırasında LKD ile bağlantıya geçmişlerdi. Ancak o sırada, tüm üniversiteler aynı anda etkinlik yaptıklarından ve konuşmacıların çoğu yoğun olduğundan isteklerine yanıt verilememişti. Yılmayıp, sonbahar için tekrar gelip, etkinlik düzenlemek istemeleri de beni çok heveslendirdi. Bu kadar istekli olan organizasyonu da iyi yapar diye düşündüm.

Gölhisar yer olarak birçok merkezin ortasında. Burdur’a, Denizli’ye, Fethiye’ye, Antalya’ya 100 km civarlarında bir uzaklıkta. Birçok merkeze makul bir uzaklıkta olmak bir avantajken, Türkiye’nin herhangi bir noktasından da “hızlıca” ulaşımı engelliyor. Bu merkezlerden birine vardıktan sonra, minibüslerin çeşitli noktalardan yolcu alarak ve durarak gittiğini, yolların da otoban olmadığını düşünürsek aşağı yukarı 2 saatlik bir yolculuk daha sizi bekliyor.

Ankara’dan gelirken, önce gece 6 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Burdur’un merkezine vardım. Burdur’u tercih etmemin nedeni, oradan Gölhisar’a olan araçların daha erken saatte başlaması ve benim de seminere zamanında yetişmemi sağlayacak olmasıydı. Otogarda bir saatlik bir beklemenin ardında, sabah 7′de Gölhisar aracıyla hareket ettim.

İlk sürpriz beni orada bekliyordu, minibüsün yarısından fazlası öğrenci doluydu. Aralarından biri organizasyonu yapmış, çeşitli noktalardan binenleri koordine edip, ellerine önceden alınmış biletlerini veriyordu. Birine “ben Gölhisar’da üniversitede ineceğim, yol üstündeymiş, gelince haber verir misiniz” dedim. Aradan biraz zaman geçince öğrenci bana dönüp, “seminer için mi” dedi ve köprüyü geçip konuşmacılardan biri olduğumu farketti. Meğer bu insanlar Burdur’daki merkez kampüsteki bilgisayar öğretmenliği öğrencileriymiş. Üniversite onlara otobüs ayarlayamamış (otobüsler başka bir etkinlikte kullanıldığından), yoksa 60 kadar kişi geleceklermiş, cebinden yol parasını verebilenler minibüsle geliyorlarmış. Öğrencilerin, sabahın 7′sinde, kendi istekleriyle, ceplerinden de para vererek 2 saatlik bir yolu göze alarak şehir merkezinden (çoğunun daha önce görmedikleri) bir ilçeye gitmeyi göze almaları çok hoşuma gitti.

Oraya vardığımda, Burdur’dan gelenlerin ve meslek yüksek okulunun öğrencilerinin yanı sıra civar köylerden gelenlerin de olduğunu öğrendim. Hatta Burdur genelinde MEB’nın formatör öğretmenleri (öğretmenlerin öğretmenleri) de salondaydılar.

Tüm günün dinleyicilerin yoğun ilgisi ile nasıl geçtiğini anlamadım bile. Etkinlikte çekilen 190 fotoğraf belki daha iyi anlatabilir.

Daha önce sadece e-postalar üzerinden haberleştiğimiz, etkinlikteki diğer konuşmacılardan Yusuf Kürekçi ile de ilk kez yüzyüze tanışma fırsatı buldum.

Gölhisar, tam olarak da hayalini kurduğum (ama bu kadarını ummadığım), insanların öğrenmek için istekli ve hevesli olduğu bir yer olarak karşıma çıktı. 2000′lerin başında ilk gezici seminerlere gitmeye başladığımızda sıkça karşılaştığımız, artık seyrelen güzel insanları hatırlattı bana.

Elbette sadece seminmedik. Bir sac kavurma yedim ki, oraya her giden et sevenin mutlaka yemesi gereken bir yiyecek. Eti yaprak gibi ince kesiyorlar, kızgın yağa bir kez anlık olarak daldırıp çıkarıp (pişmesini sağlıyor) daha sonra da servis yapıyorlar. İsteğe bağlı olarak sebzelerle beraber kavrulması mümkün ama etin yağına bandıra bandıra salt et yemek ayrı bir güzel. Sebzelisi doğrudan yemek olarak yenilebilir. İlk gün gözüm dönmüş biçimde yerken fotoğrafını çekmeyi akledemedim, ikinci gün gittiğimde ise yoktu (sadece fotoğrafını çekebilmek için yiyecektik, yanlış anlaşma olmasın) — dün yediğimiz hayvanın geri kalan kısımlarını satıyorlardı. Başka yerinden yaparsak bu kadar yumuşak ve lezzetli olmaz dediler.

O enfes sac kavurmanın yanı sıra, “Burdur Şiş” ile tanıştım. Adana Kebap benzeri bir “şiş” aslında. Daha küçük, daha ince bir şişe geçirerek hazırlıyor olmalılar. Hiç baharatı yok. Etin tadını alabilmek açısından güzel ama o sac kavurma kadar özellikli değil.

Seminerin ertesi günü, araç saatini beklerken yemeğin üzerine biraz çevreyi de dolaştık, biraz şehirden uzaklaşıp tepelere doğru yöneldik. Oradan ilçeye adını veren “göl”ü de gördük, Vikipedi’nin verdiği bilgiye göre o gölün ortasındaki adaya yapılan kaleden (hisar) alıyormuş ilçe ismini.

Tek bir sözle özetlemek gerekirse: “Güzeldi Gölhisar” :)